Senin Renklerin Nedir?

Etrafı ağaçlarla çevrili bir parkın, en ıssız köşesinde, üzerinde kedinin bile oturmaya cesaret edemediği kadar soğuk bir bankta oturuyorum. Burada oturmamın tek sebebi insanların beni görmemesini sağlamaktı. Sanırım başardım çevremde beni şaşkınlıkla süzen birini görmedim henüz. Bekleyişim o kadar ki ıssız ve yalnız. Belki farkedilmek istiyorum belki hiç istemiyorum. Bu durumumdan memnun muyum? Hayır! Kim böyle yaşamak ister ki. İşte hayat bazen insanı bu hale sokabiliyor. Bir tek ben miyim diyorsun bunu hisseden el ele ya da gülerek arkadaşlarıyla sohbet eden insanların geçtiğini görünce. Bu hale nasıl mı geliyor insan? Düşünün ki bu günlerden önce hayallerini gerçekleştirmiş her günü dopdolu çalışarak geçiriyorsun. İş çıkışı sevdiklerine zaman ayırmaya can atıyorsun çünkü senin iş yoğunluğunu hafifleten tek şey arkadaşınla bir iki sohbet etmek kah gülmek kah hüzünlenmek. İşte aldın dopingi ve yarın kaldığın yerden devam, gün yine yoğun ama mutlu biter. Şunu iyi biliyorum: Çalıştığın kadar mutlusun! İnsanı diri tutan tek şey karşılıklı olarak iyiliklerde bulunarak geçen gündür.
O günlerimi özledim.

Amatör Renklerden Profesyonel Aşklara..

Hayatın renkleri; istediği aksın boşalsın..

Şairane ruhumun dizelerinden dökülen ey sevgili,

Sanadır gülüşüm, sanadır susuşum.

Biliyor musun ki ey sevgili,

Asıl mekân kalptir,

Eller diller değildir.

Kalpte açar, kırmızı, beyaz, sarı, mor hatıralar..

Seni öyle çok seviyorum ki,r2

Fuzuli bilseydi, Leyla ile Mecnun’ u yazmaz,

Dünya ile Gökkuşağı’ nı yazardı.

Aramıza girecek mesafeler ancak,

Yüzyıllar boyunca anlatılacak

Hikayeler üretir aşkımızdan…

Martı’ yla Sohbet

Benim adım Martı. Dünyanın en güzel yerinde denizi, boğazı, adaşım olan martıların uçuşunu izliyorum.

Martılar; gözlerimi kapattım sesinizi dinliyorum: – “Ne kadar şanslıyız, bu eşsiz manzarayla her gün iç içeyiz ve elbette buralar bizimle güzel!”, diyorsunuz. Evet duyuyorum sizi… Elimde olsa bende burada birkaç gün sizinle kalmak isterdim. Uçardım masmavi gökyüzüne yavaş yavaş dalardım pırıl pırıl denizine. Dalıp çıkardım denize soğuk nedir bilmeden, konardım bir defne ağacına, oradan sakız ağacına, izlerdim bana uzak gelen kalabalığı sakin ve huzurlu bir şekilde. Buradan kim ayrılmak ister ki derdim kendime, bu kez de kermes meşesine konuyorum. Dalların arasından sesleniyorum:- “İstanbul seni yeni yeni tanımaya başlıyorum, ilk kez hoşgeldin diyorsun bana, bunu hissedebiliyorum: sanırım  bu kadar güzel olduğunu fark ettirdiğine göre beni kabul ettin yanına ” diyorum. Bir martının oturduğum yerin üstündeki direğe konmasıyla kendime geliyorum. Baktım dikkatlice, onu özel kılan nedir diye? İzledim, izledim bir süre… Bulamadım sözlerle tarif edecek kelimeleri, en güzeli gelip buraya izlemeli, bu doyumsuz zevki tatmalı…

Kuş cıvıltılarıyla uyanmaya başladım, saatimden önce çalmaya başlıyor kuşlar şarkılarını. Sanki “uyku tatlılığını” alıyor bu melodiler, üşenmeden kalkıp pencereden kuşları izliyorum. Ve fark ediyorum ki evimin önündeki ağaçlar çiçek vermeye başlamış bazısı hala tomurcuk içinde. Kuşların dalların arasında dans edişi; bu cümleyi kuracağım hiç aklıma gelmezdi ama gerçekten de öyle yapıyorlar. Biri birinin peşinde daldan dala konuyor, ötekinin gagasında beyaz renkte bir yiyecek, ne olduğunu tahmin edemiyorum her şey olabilir. Ama hakikaten bunlar kendi sesleri eşliğinde dans ediyor! Saate bakıyorum okula epey vaktim var, güzel bir kahvaltı ve ardından Türk kahvesi…

İşe giderken dikkat ediyorum: daha hareketli daha güleç insanlar. Bir babaanne ya da anneanne torununu evlerinin demirliklerine çıkarmış torununun ağzına kaşıkla bir şeyler yedirmeye çalışıyor. Benim izlediğimi fark etti çocuk, bakmaya başladı bana, gülümsedim: Babaanne (anneanne olduğundan şüpheliyim neden sormayın sadece öyle hissettim): -“Bak abla, hadi yee!” dedi, zorluyordu belli oraya kadar çıkardığına göre çocuk yemek istemiyor her ne yediriyorsa. Şöyle sütlü cici bebe olsa kesin yerdi diye geçirdim içimden, ben bile  hala yiyorum ondan. El salladım yoluma devam ettim.

Bir baba ikiz çocuklar, okula götürüyor babaları kızlarını. Baba nedense sinirli, kızına sürekli: “Sus kız, sus” deyip duruyordu. Kız konuşmuyordu halbuki, adam aynı cümleyi ben yanlarından gidene kadar duyduğum kadarıyla dört kere söyledi. Benden sonra da devam ediyordur belkide, kız başı önünde yürüyüp kardeşinin yanına doğru yürüdü gitti. Ne isteyebilir ki şuncacık kız, en fazla ne isteyebilir ki bu kadar tepki veriyorsun diye geçirdim içimden, gıcık, sinir şey! Elbette bu yukarıda saydıklarım kafamın içindeki haritalar, o an gördüğüm şekilde yorumluyorum durumları, bir de arka yüzü var bunların: gerçeklikleri. Şu an yazarken aklıma geliyor o an hiç o açıdan bakmıyorum şıp diye yapıştırıyorum ne görüp hissettiysem düşüncelerimi.

Minibüs geliyor! Atlıyorum hemen, oturuyorum, ohh sevinmiş bir edayla kitabım çıkıyor çantamdan, (boş yer bulup kitabımı okuyacağım ya) derken tam yanımda oturan adam: -“Kitabın ön yüzüne bakabilir miyim? diye sordu. Bende -“Tabi” dedim çevirdim ön yüzüne kitabı. Ve adam elimden kitabı aldı! -“Bu kitap çoğu insanın hayatını değiştiren kitap, nasıl aldın bu kitabı” diye sordu. Şaşırdım ama cevap verdim. – “Kardeşimin önerisiyle okumaya başladım, ona da üniversiteden bir arkadaşı önermiş” dedim. -“Kitabı okumuşsunuz sanırım?” diye de ben soru sordum adama. -“Evet şu an son çıkan kitabı elimde” dedi ve elinde önceden görmediğim kitabı gösterdi.” Stephen R. COVEY, benim okuduğum Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı kitabı onda ki de 8. Alışkanlık Bütünlüğe Doğru. – “Benden daha önce özelleştirmişsinizdir hayatınızı” dedim. – “Hepimizin hayatında düzeltilmesini istediğimiz yerler vardır. Ancak çoğumuz böyle gelmiş böyle gider diyerek devam eder hayatına. Kendilerini zayıf bir karakter özelliğine sahip olarak algılamayı reddederler ayağıma fırsat gelirse kaçırmam deyip oturur beklerler. Ama kitap önce kendinin efendisi olmayı daha sonra karşılıklı bağımlılıkla sürekli yenilenme alışkanlığını sunuyor.” -“Bende o sırada karşılıklı bağımlılıkla ilgili bir bölüm okuyordum.” dedim ve adama gösterdim. Şöyle yazıyordu: “Pek az anlaşılan karşılıklı bağımlılık kavramı, birçok kişi için bağımlılıkla eş anlamlıdır. Bu nedenle insanların çoğu zaman bencil nedenlerle eşlerini, çocuklarını terk ettiklerini ve her türlü toplumsal sorumluluktan kaçtıklarını görüyoruz. Bütün bunları bağımsızlık adına yapıyorlar. Sonuçta insanların “prangalarından kurtulmak”, “özgür” olmak, “kendilerini kanıtlamak” ve “bildiklerini okumak” gibi tepkileri, çoğu zaman, başkalarının zayıflıklarının duygusal yaşamamızı mahvetmesine izin vermek, denetleyemediğimiz olaylar ve insanlar tarafından mağdur edildiğimizi hissediyoruz.” diye yazıyordu. Bu kısım beni etkilemişti. Neden bir başkasının karaktersizliği hakkı olmayan başka bir insanın kalbini kırıyor? Bu bir suç, bence bununla ilgili bir kanun çıkarılmalı bu tip insanlar cezasız dolaşmamalı. Stephen R. COVEY’ in kitaplarını okuma cezası verilebilir gayet. Bu arada adamla aynı yerde iniyoruz. Ben merkeze girdim. Yarım saat kadar sonra aşağıdan çağrıldım.

Müdür Yardımcısı beni çağırmıştı. İçeride iki müdür yardımcımız ve o adam duruyordu. Müdür Yard: -“Bu Bey İstanbul’ un yerel kanalı A’ da program sunucusu. Sizden diksiyon dersi alabilir mi? diye size sormak istedik hocam” dedi. – “Benim bu konuyla ilgili bir ilgim yok ki, beni neden düşündünüz ayrıca merak ettim” dedim. Bu şekilde sohbet ilerlemeye devam etti. Sonuçta benim öyle bir ders veremeyeceğim anlaşıldı. Ama benim dikkatimi çeken doğanın nasıl ilginç bir çekimi olduğu. Tanımadığımız milyonlarca insan var. Bir şekilde nasıl oluyorsa bunlardan biriyle karşılaşıyor tesadüfler peşini bırakmıyor. Hayat sürprizlerle dolu, iyisiyle de kötüsüyle de. 

Merkezdeki günüm bitti, yine yokuşlu yollar ve ben, artık bizimle birlikte sıcacık hava ve daha coşkulu günler var. Evet bahar geldi, hoşgeldin bahar, geç geldin, seni ne kadar özlediğimi her sabah kuşların şen cıvıltısıyla anlıyorum. Yarın güzel güne, bahara…

Ahmet Durul Galatasaray ve Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi. Dr. Wayne Dyer, Robin Sharma ve Tom Peters dan alıntılar yaparak bu yazıyı düzenlemiştir.

Bende bu yazıyı burada paylaşmak istedim. İstediğim zaman açıp okumak, bunları kendime tekrar hatırlatmak, bu düzene uymak için daha ne duruyorsun diye kendimi uyarmak için. Umarım siz de kendinizden bir şeyler bulur, kendinize bir şeyler eklersiniz.

Yazı şöyle:

Bu kişiler, görünüşte diğer insanlarla aynı gibidirler, ama biraz yakından izlenince farklı özellikleri olduğu görülür. Bu farklılıklar, sosyo-ekonomik, cinsiyet, meslek, eğitim gibi faktörlerle ilgili değildir. Bu özellikleri kısa kısa sıralayalım:

1. Bu kişiler hayatı ve ona ait herşeyi severler. Olanın önlenemez oldugunu bilir, başka türlü olmasını isteyerek, vakti boşuna harcamazlar. Şikayet etmezler. Onlarla beraber olduğunuzda ne bir homurdanma, ne bir söylenme, ne de bir iç çekme duyamazsınız.

2. O anda ne oluyorsa (yağmur, güneş, trafik, eğlenceli bir parti…) onu olduğu gibi kabul eder ve o anda gereken neyse onu yaparlar. Her durumda olumlu bir yan bulup ona odaklanır, değiştiremeyecekleri şeylerin hayatlarını karartmasına izin vermezler. Olan her şeyde zevkini çıkartacak bir fırsat bulur, onu ortaya çıkartırlar. Onlara,”Neyi sevmezsiniz? ” diye sorarsan cevaplamakta zorlanırlar

3. Bu kişiler, hiçbir geçmiş olayın, bulundukları anı görmelerine, yaşamalarına engel olmasına imkan vermez, geçmişi bu güne taşımazlar. Onlar için “Yaşanmış, yaşanmıştır.” Bütün dikkatlerini bu güne verirler. Bu bilinçle başkalarını da suçlamaz, geçmişle dövünmek yerine ondan ders almaya çalışırlar.

4. Bu kişileri kızdıramazsınız. Gereksiz gördükleri tartışmalara girmezler. Sizi göz ardı ederler. Rahatsız olacaklarını anlayınca ya konuyu değiştirir ya da yanınızdan uzaklaşır giderler.

5. Bu kişilerin, gelecekle ilgili hiçbir endişeleri yoktur. Ellerinde hiçbir bilgi (data) bulunmadığı için, hakkında hiçbir şey bilemedikleri bir geleceğin, yaşadıkları anı bulandırmasına imkan vermezler. Yarının sorunları, yarın geldikleri zaman çözümlerini de beraberlerinde getireceklerdir. Bu kişiler ne geçmişte ne de gelecekte değil, şimdide yaşarlar. Bilinmeyenden korkmazlar. Hayatta en büyük riskin, risk almamak olduğunu bilirler. Yeniyi denemeye her an hazırlardır. Belirsizlik onları rahatsız etmez.

6. Bu kişiler erteleyici değillerdir. Yarın için bu günü harcamazlar. Şimdi bu anı yaşarlar. Yarını da, şimdi bu an olunca yaşarlar.

7. Bağımsızlık onlar için çok önemlidir. Her ilişki de bağımsızlığın korunmasına önem verirler. Bütün ilişkilerinde, herkesin kendi kararını kendi vermesi hakkına saygı gösterirler. Sevdiklerine hiç bir değeri empoze etmezler.

8. Kişinin kendine özel, başkalarına kapalı gizlilik alanlarının olmasının gerekliliğini kabul ederler. Zaman zaman yalnız kalmayı ister ve kendi özel dünyalarının ayrıcalığını hep korurlar. Başkalarının da özel alanlarına saygı gösterir ve onlara da alan bırakırlar.

9. Aşk ilişkilerinde seçicidirler. İlişkileri, birbirlerini bağlayıcı, esir alıcı değil, özgür bırakıcı, birbirini sömürücü değil besleyici özelliklerinde dir. Bağımlı ve karşısındakini sömürerek yaşayan sağlıksız kişilerin onları sevmesi zordur çünkü buna müsade etmezler.

10. Kendi değerlerini bilirler. Başkalarının onayını ve alkışını beklemezler. Yaptıklarını başkaları beğenmiş ya da beğenmemiş aldırmazlar. Çünkü yaptıklarını önce kendileri için yapmaktadırlar.İnsanların kendilerine yönelttiği sözleri ve davranışları anlamaya çalışır ve objektif bir gözle değerlendirirler. Ama kişisel almazlar.

11. Hayata ve onun getirdiklerine gülerek bakarlar. Hemen her durumda gülünecek bir şeyler bulurlar.Ve gülümsemenin ne kadar güçlü ve ne kadar bulaşıcı olduğunu bilirler. İnsanlara gülümserler, insanlar da onlara gülümser. Hayata gülümserler, hayat da onlara gülümser.

12. Doğaya aşıktırlar. Açık havayı, dağları nehirleri,çiçekleri, ağaçları, bütün hayvanları severler. Hayatta güneş batışı, mehtap, derin bir nefes gibi muhteşem şeylerin bedeva olduğunun farkındadır. Gece kulüpleri, tavernalar, partiler, bulunduğu zaman zevkini çıkardığı ama fazla tercih etmediği alanlardır. Yemeği sever fakat her şey gibi fazlasının bedene yük olduğunu bilir.

13. Gereksiz ve faydasız çatışmalardan kaçarlar. Her zaman insanlara yardımcı olmaya çalışır ve onlar için hayatı kolaylaştırırlar. İnsanları dış görünüşleri ile değerlendirmezler. Çoğu kez karşılarındaki şişman mı, zayıf mı, uzun mu kısa mı farkında değillerdir.

14. Hastalıklı değillerdir. Kolay kolay yatağa düşmezler. Yorgunum, hastayım, çok kötüyüm diye yakınmazlar. Kendilerine bakar, sağlıklı yer, sağlıklı beslenirler.

15. Bu kişiler başkalarını suçlamaz, başkalarının ne yapması ya da yapmaması üzerine konuşmalarla vakit geçirmeyi sevmezler. Başkaları hakkında kötü konuşmak onları rahatsız eder.

Not: Robin SHARMA’ nın kitaplarını okuyan biri olarak burada yazılanların daha nicesini kitaplarında bulabilirsiniz. Şu anda Stephen R. COVEY’ in Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı adlı kitabını okuyorum. İçimde biriken bir sürü konu var. İçimi dökebileceğim bir de blok sayfam var. İyiki de varmış diyorum. Beni bekle!

%d blogcu bunu beğendi: