Senin Renklerin Nedir?

Archive for Mart, 2012

Martı’ yla Sohbet

Benim adım Martı. Dünyanın en güzel yerinde denizi, boğazı, adaşım olan martıların uçuşunu izliyorum.

Martılar; gözlerimi kapattım sesinizi dinliyorum: – “Ne kadar şanslıyız, bu eşsiz manzarayla her gün iç içeyiz ve elbette buralar bizimle güzel!”, diyorsunuz. Evet duyuyorum sizi… Elimde olsa bende burada birkaç gün sizinle kalmak isterdim. Uçardım masmavi gökyüzüne yavaş yavaş dalardım pırıl pırıl denizine. Dalıp çıkardım denize soğuk nedir bilmeden, konardım bir defne ağacına, oradan sakız ağacına, izlerdim bana uzak gelen kalabalığı sakin ve huzurlu bir şekilde. Buradan kim ayrılmak ister ki derdim kendime, bu kez de kermes meşesine konuyorum. Dalların arasından sesleniyorum:- “İstanbul seni yeni yeni tanımaya başlıyorum, ilk kez hoşgeldin diyorsun bana, bunu hissedebiliyorum: sanırım  bu kadar güzel olduğunu fark ettirdiğine göre beni kabul ettin yanına ” diyorum. Bir martının oturduğum yerin üstündeki direğe konmasıyla kendime geliyorum. Baktım dikkatlice, onu özel kılan nedir diye? İzledim, izledim bir süre… Bulamadım sözlerle tarif edecek kelimeleri, en güzeli gelip buraya izlemeli, bu doyumsuz zevki tatmalı…

Reklamlar

Çocuk, İkizler, Adam ve Hoşgeldin Bahar

Kuş cıvıltılarıyla uyanmaya başladım, saatimden önce çalmaya başlıyor kuşlar şarkılarını. Sanki “uyku tatlılığını” alıyor bu melodiler, üşenmeden kalkıp pencereden kuşları izliyorum. Ve fark ediyorum ki evimin önündeki ağaçlar çiçek vermeye başlamış bazısı hala tomurcuk içinde. Kuşların dalların arasında dans edişi; bu cümleyi kuracağım hiç aklıma gelmezdi ama gerçekten de öyle yapıyorlar. Biri birinin peşinde daldan dala konuyor, ötekinin gagasında beyaz renkte bir yiyecek, ne olduğunu tahmin edemiyorum her şey olabilir. Ama hakikaten bunlar kendi sesleri eşliğinde dans ediyor! Saate bakıyorum okula epey vaktim var, güzel bir kahvaltı ve ardından Türk kahvesi…

İşe giderken dikkat ediyorum: daha hareketli daha güleç insanlar. Bir babaanne ya da anneanne torununu evlerinin demirliklerine çıkarmış torununun ağzına kaşıkla bir şeyler yedirmeye çalışıyor. Benim izlediğimi fark etti çocuk, bakmaya başladı bana, gülümsedim: Babaanne (anneanne olduğundan şüpheliyim neden sormayın sadece öyle hissettim): -“Bak abla, hadi yee!” dedi, zorluyordu belli oraya kadar çıkardığına göre çocuk yemek istemiyor her ne yediriyorsa. Şöyle sütlü cici bebe olsa kesin yerdi diye geçirdim içimden, ben bile  hala yiyorum ondan. El salladım yoluma devam ettim.

Bir baba ikiz çocuklar, okula götürüyor babaları kızlarını. Baba nedense sinirli, kızına sürekli: “Sus kız, sus” deyip duruyordu. Kız konuşmuyordu halbuki, adam aynı cümleyi ben yanlarından gidene kadar duyduğum kadarıyla dört kere söyledi. Benden sonra da devam ediyordur belkide, kız başı önünde yürüyüp kardeşinin yanına doğru yürüdü gitti. Ne isteyebilir ki şuncacık kız, en fazla ne isteyebilir ki bu kadar tepki veriyorsun diye geçirdim içimden, gıcık, sinir şey! Elbette bu yukarıda saydıklarım kafamın içindeki haritalar, o an gördüğüm şekilde yorumluyorum durumları, bir de arka yüzü var bunların: gerçeklikleri. Şu an yazarken aklıma geliyor o an hiç o açıdan bakmıyorum şıp diye yapıştırıyorum ne görüp hissettiysem düşüncelerimi.

Minibüs geliyor! Atlıyorum hemen, oturuyorum, ohh sevinmiş bir edayla kitabım çıkıyor çantamdan, (boş yer bulup kitabımı okuyacağım ya) derken tam yanımda oturan adam: -“Kitabın ön yüzüne bakabilir miyim? diye sordu. Bende -“Tabi” dedim çevirdim ön yüzüne kitabı. Ve adam elimden kitabı aldı! -“Bu kitap çoğu insanın hayatını değiştiren kitap, nasıl aldın bu kitabı” diye sordu. Şaşırdım ama cevap verdim. – “Kardeşimin önerisiyle okumaya başladım, ona da üniversiteden bir arkadaşı önermiş” dedim. -“Kitabı okumuşsunuz sanırım?” diye de ben soru sordum adama. -“Evet şu an son çıkan kitabı elimde” dedi ve elinde önceden görmediğim kitabı gösterdi.” Stephen R. COVEY, benim okuduğum Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı kitabı onda ki de 8. Alışkanlık Bütünlüğe Doğru. – “Benden daha önce özelleştirmişsinizdir hayatınızı” dedim. – “Hepimizin hayatında düzeltilmesini istediğimiz yerler vardır. Ancak çoğumuz böyle gelmiş böyle gider diyerek devam eder hayatına. Kendilerini zayıf bir karakter özelliğine sahip olarak algılamayı reddederler ayağıma fırsat gelirse kaçırmam deyip oturur beklerler. Ama kitap önce kendinin efendisi olmayı daha sonra karşılıklı bağımlılıkla sürekli yenilenme alışkanlığını sunuyor.” -“Bende o sırada karşılıklı bağımlılıkla ilgili bir bölüm okuyordum.” dedim ve adama gösterdim. Şöyle yazıyordu: “Pek az anlaşılan karşılıklı bağımlılık kavramı, birçok kişi için bağımlılıkla eş anlamlıdır. Bu nedenle insanların çoğu zaman bencil nedenlerle eşlerini, çocuklarını terk ettiklerini ve her türlü toplumsal sorumluluktan kaçtıklarını görüyoruz. Bütün bunları bağımsızlık adına yapıyorlar. Sonuçta insanların “prangalarından kurtulmak”, “özgür” olmak, “kendilerini kanıtlamak” ve “bildiklerini okumak” gibi tepkileri, çoğu zaman, başkalarının zayıflıklarının duygusal yaşamamızı mahvetmesine izin vermek, denetleyemediğimiz olaylar ve insanlar tarafından mağdur edildiğimizi hissediyoruz.” diye yazıyordu. Bu kısım beni etkilemişti. Neden bir başkasının karaktersizliği hakkı olmayan başka bir insanın kalbini kırıyor? Bu bir suç, bence bununla ilgili bir kanun çıkarılmalı bu tip insanlar cezasız dolaşmamalı. Stephen R. COVEY’ in kitaplarını okuma cezası verilebilir gayet. Bu arada adamla aynı yerde iniyoruz. Ben merkeze girdim. Yarım saat kadar sonra aşağıdan çağrıldım.

Müdür Yardımcısı beni çağırmıştı. İçeride iki müdür yardımcımız ve o adam duruyordu. Müdür Yard: -“Bu Bey İstanbul’ un yerel kanalı A’ da program sunucusu. Sizden diksiyon dersi alabilir mi? diye size sormak istedik hocam” dedi. – “Benim bu konuyla ilgili bir ilgim yok ki, beni neden düşündünüz ayrıca merak ettim” dedim. Bu şekilde sohbet ilerlemeye devam etti. Sonuçta benim öyle bir ders veremeyeceğim anlaşıldı. Ama benim dikkatimi çeken doğanın nasıl ilginç bir çekimi olduğu. Tanımadığımız milyonlarca insan var. Bir şekilde nasıl oluyorsa bunlardan biriyle karşılaşıyor tesadüfler peşini bırakmıyor. Hayat sürprizlerle dolu, iyisiyle de kötüsüyle de. 

Merkezdeki günüm bitti, yine yokuşlu yollar ve ben, artık bizimle birlikte sıcacık hava ve daha coşkulu günler var. Evet bahar geldi, hoşgeldin bahar, geç geldin, seni ne kadar özlediğimi her sabah kuşların şen cıvıltısıyla anlıyorum. Yarın güzel güne, bahara…

Bir Genç Liderin Kişilik Portresi

Ahmet Durul Galatasaray ve Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi. Dr. Wayne Dyer, Robin Sharma ve Tom Peters dan alıntılar yaparak bu yazıyı düzenlemiştir.

Bende bu yazıyı burada paylaşmak istedim. İstediğim zaman açıp okumak, bunları kendime tekrar hatırlatmak, bu düzene uymak için daha ne duruyorsun diye kendimi uyarmak için. Umarım siz de kendinizden bir şeyler bulur, kendinize bir şeyler eklersiniz.

Yazı şöyle:

Bu kişiler, görünüşte diğer insanlarla aynı gibidirler, ama biraz yakından izlenince farklı özellikleri olduğu görülür. Bu farklılıklar, sosyo-ekonomik, cinsiyet, meslek, eğitim gibi faktörlerle ilgili değildir. Bu özellikleri kısa kısa sıralayalım:

1. Bu kişiler hayatı ve ona ait herşeyi severler. Olanın önlenemez oldugunu bilir, başka türlü olmasını isteyerek, vakti boşuna harcamazlar. Şikayet etmezler. Onlarla beraber olduğunuzda ne bir homurdanma, ne bir söylenme, ne de bir iç çekme duyamazsınız.

2. O anda ne oluyorsa (yağmur, güneş, trafik, eğlenceli bir parti…) onu olduğu gibi kabul eder ve o anda gereken neyse onu yaparlar. Her durumda olumlu bir yan bulup ona odaklanır, değiştiremeyecekleri şeylerin hayatlarını karartmasına izin vermezler. Olan her şeyde zevkini çıkartacak bir fırsat bulur, onu ortaya çıkartırlar. Onlara,”Neyi sevmezsiniz? ” diye sorarsan cevaplamakta zorlanırlar

3. Bu kişiler, hiçbir geçmiş olayın, bulundukları anı görmelerine, yaşamalarına engel olmasına imkan vermez, geçmişi bu güne taşımazlar. Onlar için “Yaşanmış, yaşanmıştır.” Bütün dikkatlerini bu güne verirler. Bu bilinçle başkalarını da suçlamaz, geçmişle dövünmek yerine ondan ders almaya çalışırlar.

4. Bu kişileri kızdıramazsınız. Gereksiz gördükleri tartışmalara girmezler. Sizi göz ardı ederler. Rahatsız olacaklarını anlayınca ya konuyu değiştirir ya da yanınızdan uzaklaşır giderler.

5. Bu kişilerin, gelecekle ilgili hiçbir endişeleri yoktur. Ellerinde hiçbir bilgi (data) bulunmadığı için, hakkında hiçbir şey bilemedikleri bir geleceğin, yaşadıkları anı bulandırmasına imkan vermezler. Yarının sorunları, yarın geldikleri zaman çözümlerini de beraberlerinde getireceklerdir. Bu kişiler ne geçmişte ne de gelecekte değil, şimdide yaşarlar. Bilinmeyenden korkmazlar. Hayatta en büyük riskin, risk almamak olduğunu bilirler. Yeniyi denemeye her an hazırlardır. Belirsizlik onları rahatsız etmez.

6. Bu kişiler erteleyici değillerdir. Yarın için bu günü harcamazlar. Şimdi bu anı yaşarlar. Yarını da, şimdi bu an olunca yaşarlar.

7. Bağımsızlık onlar için çok önemlidir. Her ilişki de bağımsızlığın korunmasına önem verirler. Bütün ilişkilerinde, herkesin kendi kararını kendi vermesi hakkına saygı gösterirler. Sevdiklerine hiç bir değeri empoze etmezler.

8. Kişinin kendine özel, başkalarına kapalı gizlilik alanlarının olmasının gerekliliğini kabul ederler. Zaman zaman yalnız kalmayı ister ve kendi özel dünyalarının ayrıcalığını hep korurlar. Başkalarının da özel alanlarına saygı gösterir ve onlara da alan bırakırlar.

9. Aşk ilişkilerinde seçicidirler. İlişkileri, birbirlerini bağlayıcı, esir alıcı değil, özgür bırakıcı, birbirini sömürücü değil besleyici özelliklerinde dir. Bağımlı ve karşısındakini sömürerek yaşayan sağlıksız kişilerin onları sevmesi zordur çünkü buna müsade etmezler.

10. Kendi değerlerini bilirler. Başkalarının onayını ve alkışını beklemezler. Yaptıklarını başkaları beğenmiş ya da beğenmemiş aldırmazlar. Çünkü yaptıklarını önce kendileri için yapmaktadırlar.İnsanların kendilerine yönelttiği sözleri ve davranışları anlamaya çalışır ve objektif bir gözle değerlendirirler. Ama kişisel almazlar.

11. Hayata ve onun getirdiklerine gülerek bakarlar. Hemen her durumda gülünecek bir şeyler bulurlar.Ve gülümsemenin ne kadar güçlü ve ne kadar bulaşıcı olduğunu bilirler. İnsanlara gülümserler, insanlar da onlara gülümser. Hayata gülümserler, hayat da onlara gülümser.

12. Doğaya aşıktırlar. Açık havayı, dağları nehirleri,çiçekleri, ağaçları, bütün hayvanları severler. Hayatta güneş batışı, mehtap, derin bir nefes gibi muhteşem şeylerin bedeva olduğunun farkındadır. Gece kulüpleri, tavernalar, partiler, bulunduğu zaman zevkini çıkardığı ama fazla tercih etmediği alanlardır. Yemeği sever fakat her şey gibi fazlasının bedene yük olduğunu bilir.

13. Gereksiz ve faydasız çatışmalardan kaçarlar. Her zaman insanlara yardımcı olmaya çalışır ve onlar için hayatı kolaylaştırırlar. İnsanları dış görünüşleri ile değerlendirmezler. Çoğu kez karşılarındaki şişman mı, zayıf mı, uzun mu kısa mı farkında değillerdir.

14. Hastalıklı değillerdir. Kolay kolay yatağa düşmezler. Yorgunum, hastayım, çok kötüyüm diye yakınmazlar. Kendilerine bakar, sağlıklı yer, sağlıklı beslenirler.

15. Bu kişiler başkalarını suçlamaz, başkalarının ne yapması ya da yapmaması üzerine konuşmalarla vakit geçirmeyi sevmezler. Başkaları hakkında kötü konuşmak onları rahatsız eder.

Not: Robin SHARMA’ nın kitaplarını okuyan biri olarak burada yazılanların daha nicesini kitaplarında bulabilirsiniz. Şu anda Stephen R. COVEY’ in Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı adlı kitabını okuyorum. İçimde biriken bir sürü konu var. İçimi dökebileceğim bir de blok sayfam var. İyiki de varmış diyorum. Beni bekle!

Excel Programıyla Keyifli Bir Gün

Kendine bugün keyifli bir gün yaşamak için ne yaptın? Düşünüyorum… Ha evet öğrencilerimle müthiş Excel Programına temelden başlayıp, yavaş yavaş gözlerini en çok korkutan formüller konusuna giriş yaptım. Bunun neresi mi keyifli? Öğrencilerimin -kursiyerlerim demem daha doğru olacak-, konuyla ilgili yeni öğrendikleri bölümlerde gözlerinde gördüğüm o anlayan bakışlar, o kafa sallayışlar ve en güzeli de anlamadıkları yerde soru sorup anlayana kadar detaylarıyla tekrar ve tekrar anlatmamı istemeleri büyük keyif. Hele hele bir işlemi uygularlarken – “Hocam yaptım!”, – “Hocam oldu işte!” demeleri de yüzümü gülümsetiyor. İlk defa bilgisayar kullanmayı öğrenenler ise sanki yeni doğmuş bir yavru kediye bakar gibi, sevgiyle karşısındakini (bilgisayarı) izliyor, telaşlı bir şekilde de yapabileceğinin en iyisini (klavyeyi hızlı kullanmak, dosya açmak gibi) yapmak için uğraşıyor. Yapamadıklarında da üzülüyorlar. Bunu farketmek de güzel.

Seviyorum Excel’ i; hücreleri, hücre birleştirmeleri, eğer’ leri, yada’ ları. Bir mantıksal işlem yaparken =EĞER(VE(B3>=60;C3>=60);“BAŞARILI”;“BAŞARISIZ”) alınacak sonucu öğrencilerimin merakla beklemelerini. Kendilerine verdiğim bir uygulama ödevini dikkatle, en doğru biçimde yapmaya çalışmalarını.

Bugün kendini iyi hissetmek için ne yaptın? Kendisiyle yalnız kaldığında bunu düşünüyor insan, ben öyle yapıyorum mesela. Peki, buraya kadar her şey güzel, kendini iyi hissettin anladık; karşındaki kişi kendisine şunu sorabildi mi? Bugünü kendime yararlı buldum mu? Cevabı “evet” ise yarın dersini kaldığın yerden severek anlatabilirsin. Bunu her nasılsa öğrencilerinin sana karşı davranışlarından hissedebilirsin. Cevabı “hayır” ise kendine dönüp bir bakmalısın. Kendini eleştirip olumsuz yanlarını düzeltmelisin. Kendini bilmelisin en öncelikli olarak. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir nasılsa.

Yarın ben, öğrencilerim ve excel güzel bir gün geçireceğiz… Bol uygulamalı, çok hücreli…

Mutluluk Bazen Bir Isırıkta


Kırmızı, sulu bir ısırık… Ağıza gelen o ilk tatlılık, yumuşak dokunuşlarla çiğnediğin ve ardından içini serinleten elma! İş yerinde kendine ara verdiğin anda, öğle arası arkadaşlarınla muhabbette, akşam televizyonun karşısında ya da kitap okurken yaşayacağın bir keyif…

Başka bir keyife hazır mısın? Önce paketini yavaşça açarsın, ağzını yaklaştırıp bir ısırık koparırsın, ağzında erir ve erir. O eridikçe ardından bir ısırık daha koparmak istersin. Bir anlığına uzaklaşırsın her şeyden o zevki yalnız yaşamak istersin. -Çikolata- neli olursa olsun ayrı bir hava verir sana. Tekrar mı? Hayır diyemezsin yaşamak istersin…

Şimdi benim için en vazgeçilmez tatlarımdan biri geliyor… Annenin yaptığı her zaman en iyisidir en lezzetlisidir. Tencere ocakta kaynar durumda, dinler misin hiç bunu? Elini daldır hiç düşünmeden! At ağzına ard arda iki tane. Yetmedi iki tane daha! Nar ekşisini, salçasını, etini umarsızca hissedersin. Dilin mi yanmış umarsızca hissetmezsin. İşte yaprak sarması. Sofraya gelene kadar sizin gibi evde bu şekilde davranan varsa yarılanmış bir şekilde tabakta bulur kendini…

Genellikle insanımızın sofrasından eksik olmamasını istediği bir lezzete doyuracağım seni. Kokusu sen daha eve varmadan bulur seni. Masada mezeler, içecekler, en güzeli de bugüne özel sumaklı soğan salatası. Balkonda başında durur baban -bu işi iyi bilen-, ve balkon kapısı açıldığı an odayı bir duman alır. Geliyor kıyma ile kuşbaşı karışık! Gözler şişlerin üzerinde. Sofraya konuyor, kendimizden geçiyoruz. Arkadan Türk Sanat Müziği’ nden nağmeler…

İşte benim müziğim, işte benim şarkım, işte benim sözlerim oluyor bir ısırık bazen. Sevdiklerinizle keyifli bir sohbetle tamamlıyor kendini yada kendinizi dış etkilerden soyutlayıp dinlemeyle. O saadete verin kendinizi. Yaratmak sizin elinizde.

Bu akşam elmam benimle kitabımın en can alıcı anında bana ortak olacak. Siz ne istersiniz? Portakal, nar, muz?…

Mutluluk Bazen Bir El Arabasını İtmede

Bugün kurs verdiğim merkezden dönerken her zamanki gibi eve yürüyerek mi gitsem yoksa hemen yanımdan geçen minibüse mi binsem diye düşünürken kendimi yürümeye -aslında bacaklarım- çoktan karar vermiş buluyorum.

Ara sokaklardan yürüdüğüm için eve dönüş yolum biraz engebeli kâh yokuş çıkıyorum kâh yokuş iniyorum. Sırada ikinci o en dik yokuşumu çıkmaya başlamışken, bir el arabası çeken eskici gördüm. El arabasının üzerinde ağır yükler vardı belli. O dik yolu nasıl çıkacak diye izlemeye başladım. İçimden mümkün değil burayı çıkması diyordum, geri dönüp yolunu uzatarak geçmeli karşı caddeye. Ama pek geri döneceğe benzemiyordu, ittikçe itiyordu tam da ağır ağır ilerlemeye başlıyordu ki gücü yetmeyip geri kayıyordu. Bu adama yardım etmeli ama nasıl diye düşünmeye başladım. Kendime güvenmiyordum: “Sizinle birlikte yukarı doğru itebilir miyim?” demeye. Benim gücüm yetmez diye düşünüyordum. Derken yoldan bir genç geçiyordu ve: – “Şu adama yardım edelim mi” diye sordum. Genç çocuk önce ne dediğimi pek anlayamadı, yineledim sözümü. Omzunu silkerek: – “Olur” dedi. Adamın yanına gittik ve: – “Birlikte itelim” dedik. Adam bize öyle bir baktı ki gözlerinden belliydi bize şükrettiği. Altı kol bir gayretle itmeye başladık, ben ellerimi kaldırdım bir ara, durakladıklarını farkettim. Sevindim, gülümsedim gizlice, kol kaslarım sandığım kadar güçsüz değilmiş. Çıktık yavaşça düzlüğe, çektik ellerimizi arabadan. Adam bize gülümseyerek – “Sağolun, bugün karıma anlatacağım sizi.” dedi ve uzaklaştı.

Ben de yoluma devam ettim, sırada üçüncü yokuş vardı ama düşünmüyordum bunu da rahat bir şekilde yürüyeceğim nasılsa.

Farkında değiliz belki ama hayatta da sürekli dik yokuşlarla karşılaşıyoruz. Kimi zaman yalnız yürüyoruz kimi zaman da yanımızda yardım edebilecek birini bekleyerek. Elbette tek başına o yolu aşmak güzeldir, sana kendini tanıma imkanı verir. Güç katarsın benliğine. Ama bazen öyle bir yük biner ki üstünüze yalnız aşmak mümkün değildir. Yanınızda size destek olacak, sizi anlayacak birilerini ararsınız. Emin olun ki o kişiler aslında hep yanınızdaki kişilerdir. O anı bekliyorlardır. Size bu yükü birlikte taşımak için hazır olduklarını gösterecekleri anı. Böyle insanlar varsa çevrenizde sizden özeli yoktur. O özelliği siz kazanmışsınızdır. Karakteriniz bunu sağlamıştır. Stephen R. Covey: “Tekniğe hayat veren tek şey temeldeki iyiliktir.” sözüyle gayet iyi anlatmış. Unutmayın siz buna değersiniz.

Geçici İnsancıklar

William George Jordan şöyle diyor: “Her insanın eline iyilik ya da kötülük yapması için muhteşem bir güç verilmiştir: yaşamının sessiz, bilinçsiz, gözle görülmeyen etki gücü. Bu insanın, bürünmeye çalıştığı kişiliğin değil, gerçekte olduğu kişinin devamlı yansımasıdır.”

İlk yazıma bu sözle başlamak istedim…

Anne rahmine ilk düştüğümüz anda bizi artık dış çevrenin hem iyi, hem de kötü yanları bekliyor olacaktır. Bebeklik, çocukluk, ergenlik dönemleri karakterimizin hemen hemen oturduğu dönemleri içerir. Elbette zaman içinde biz eğer değişmek istiyorsak karakterimizi şekillendirebiliriz.

Hayat bizi birçok insanla karşılaştırıp tanımamıza fırsat veriyor. Tanıştığımız insanlarda sadece görünene, gösterilene inanıyoruz. Nasıl bir karaktere sahip olduğunu zamanla anlayabiliyoruz. Bu yaşamımızın her alanında öyledir: İş yerindeki arkadaşlarımız, müdürümüz, özel hayatımızdaki insanlar bizim için süreklilik kazanmış insanlar değildirler. Ancak zaman içinde (bu zaman bir insanı tanımak için 1 dakika, 15 dakika, günler, haftalar yada yıllar olabilir)  karakter analizini yaparak kendi iç dünyamızla uyuştuğunu gördüğümüzde  sürdürülebilir olduğuna karar veriyoruz.  Ama bazen öyle insanlarla karşılaşırız ki sizin göremediğiniz gerçek kişiliğini saklamayı iyi bilen yalanlarla dolu bir dünya, aldatmayla dolu bir yüz olarak karşımızda günlerce durur. Konuşup sohbet edersiniz sözlerine inanırsınız bu insanın; bu insan belki çok yakın sandığınız bir arkadaşınız, bir sevgiliniz hatta eşiniz olabilir. Ama kötülüğünü yansıtmamayı karakter olarak belirleyen bu kişiler aslında yüzlerine bir maske takıp  insanların iyi niyetleriyle oynamayı kendilerine rol edinmişlerdir. Bu insanlar sadece o anı yaşamayı severler. Gelecekle ilgili bir kaygıları yoktur. İnançları varsa sadık görünürler lakin ahirette her şeyin hesabının verileceğini düşünmezler. Düşünmek istemezler. Kimi zaman iyilik yaparlar, vicdanlarını rahatlatmak için. Bu onları geçici olarak dinlendirir. Ne zaman nasıl davranacakları belli değildir. Çift ruhludur çünkü. Birbirleriyle değiş tokuş yapıp farklı tiplere bürünmeyi severler. Özünde bu insanlar yalnızdırlar. Yalnızlıklarını da severler çünkü en özgür oldukları an o anlardır. Kötü ruhların kendilerini serbest bırakıp, sessizliğe verdiği anlardır.

Eminim hepimizin hayatından böyle insanlar geçmiştir. Hala hayatınızda böyle insanların varlığından şüpheleniyorsanız durmayın, sizi daha çok yıpratmasına izin vermeden ilişkinizi kesin. Geç kalmış sayılmazsınız. Şunu da unutmayın ki bu tip insanlar sadece iyi insanların karşısına çıkar. İyi insanları kandırmak kolaydır, zihninde kötü düşünceye yer yoktur çünkü. Sakın bunun için kendinizi köşeye çekmeyin. Şükredin bu insanlarla karşılaştığınız için. Şükredin ki size hayatla ilgili, insanların karakterleriyle ilgili bir sürü tecrübe kazandırmıştır. Arkanıza da hiç bakmayın. Onlar her zaman orada en geride, karanlıkta, yalnız durmaya devam edeceklerdir. İyi niyetle dolu olan insan ise ilk önce şunu demeli kendine: “Mutlu olmamak için hiçbir sebep yok! Hayatı nasıl yaşamak istediğin senin elinde, önce içindeki iç sesini duy ve onu keşfet. İyi bir insanım, sevgi doluyum diyebiliyorsan tüm içtenliğinle; ailen, dostların ve eşin seninle birlikte mutluluk çemberini taşır. O halka senin tüm zorlukları kolaylıkla aşmanı sağlar ve seni korur.”

Emerson, “Ne olduğun kulağımda öylesine çınlıyor ki, ne dediğini duyamıyorum.” sözüyle insanların boş sözlerine değil hayatta yaptıklarıyla yargılamamız gerektiğini anlatıyor. Hayatı değerli kılacak sadece kendimiziz. Hiç kimsenin hiçbir şeyin sizi hayal kırıklığına uğratmasına izin vermeyin.

%d blogcu bunu beğendi: