Senin Renklerin Nedir?

Archive for the ‘Öykü Dükkanı’ Category

Martı’ yla Sohbet

Benim adım Martı. Dünyanın en güzel yerinde denizi, boğazı, adaşım olan martıların uçuşunu izliyorum.

Martılar; gözlerimi kapattım sesinizi dinliyorum: – “Ne kadar şanslıyız, bu eşsiz manzarayla her gün iç içeyiz ve elbette buralar bizimle güzel!”, diyorsunuz. Evet duyuyorum sizi… Elimde olsa bende burada birkaç gün sizinle kalmak isterdim. Uçardım masmavi gökyüzüne yavaş yavaş dalardım pırıl pırıl denizine. Dalıp çıkardım denize soğuk nedir bilmeden, konardım bir defne ağacına, oradan sakız ağacına, izlerdim bana uzak gelen kalabalığı sakin ve huzurlu bir şekilde. Buradan kim ayrılmak ister ki derdim kendime, bu kez de kermes meşesine konuyorum. Dalların arasından sesleniyorum:- “İstanbul seni yeni yeni tanımaya başlıyorum, ilk kez hoşgeldin diyorsun bana, bunu hissedebiliyorum: sanırım  bu kadar güzel olduğunu fark ettirdiğine göre beni kabul ettin yanına ” diyorum. Bir martının oturduğum yerin üstündeki direğe konmasıyla kendime geliyorum. Baktım dikkatlice, onu özel kılan nedir diye? İzledim, izledim bir süre… Bulamadım sözlerle tarif edecek kelimeleri, en güzeli gelip buraya izlemeli, bu doyumsuz zevki tatmalı…

Çocuk, İkizler, Adam ve Hoşgeldin Bahar

Kuş cıvıltılarıyla uyanmaya başladım, saatimden önce çalmaya başlıyor kuşlar şarkılarını. Sanki “uyku tatlılığını” alıyor bu melodiler, üşenmeden kalkıp pencereden kuşları izliyorum. Ve fark ediyorum ki evimin önündeki ağaçlar çiçek vermeye başlamış bazısı hala tomurcuk içinde. Kuşların dalların arasında dans edişi; bu cümleyi kuracağım hiç aklıma gelmezdi ama gerçekten de öyle yapıyorlar. Biri birinin peşinde daldan dala konuyor, ötekinin gagasında beyaz renkte bir yiyecek, ne olduğunu tahmin edemiyorum her şey olabilir. Ama hakikaten bunlar kendi sesleri eşliğinde dans ediyor! Saate bakıyorum okula epey vaktim var, güzel bir kahvaltı ve ardından Türk kahvesi…

İşe giderken dikkat ediyorum: daha hareketli daha güleç insanlar. Bir babaanne ya da anneanne torununu evlerinin demirliklerine çıkarmış torununun ağzına kaşıkla bir şeyler yedirmeye çalışıyor. Benim izlediğimi fark etti çocuk, bakmaya başladı bana, gülümsedim: Babaanne (anneanne olduğundan şüpheliyim neden sormayın sadece öyle hissettim): -“Bak abla, hadi yee!” dedi, zorluyordu belli oraya kadar çıkardığına göre çocuk yemek istemiyor her ne yediriyorsa. Şöyle sütlü cici bebe olsa kesin yerdi diye geçirdim içimden, ben bile  hala yiyorum ondan. El salladım yoluma devam ettim.

Bir baba ikiz çocuklar, okula götürüyor babaları kızlarını. Baba nedense sinirli, kızına sürekli: “Sus kız, sus” deyip duruyordu. Kız konuşmuyordu halbuki, adam aynı cümleyi ben yanlarından gidene kadar duyduğum kadarıyla dört kere söyledi. Benden sonra da devam ediyordur belkide, kız başı önünde yürüyüp kardeşinin yanına doğru yürüdü gitti. Ne isteyebilir ki şuncacık kız, en fazla ne isteyebilir ki bu kadar tepki veriyorsun diye geçirdim içimden, gıcık, sinir şey! Elbette bu yukarıda saydıklarım kafamın içindeki haritalar, o an gördüğüm şekilde yorumluyorum durumları, bir de arka yüzü var bunların: gerçeklikleri. Şu an yazarken aklıma geliyor o an hiç o açıdan bakmıyorum şıp diye yapıştırıyorum ne görüp hissettiysem düşüncelerimi.

Minibüs geliyor! Atlıyorum hemen, oturuyorum, ohh sevinmiş bir edayla kitabım çıkıyor çantamdan, (boş yer bulup kitabımı okuyacağım ya) derken tam yanımda oturan adam: -“Kitabın ön yüzüne bakabilir miyim? diye sordu. Bende -“Tabi” dedim çevirdim ön yüzüne kitabı. Ve adam elimden kitabı aldı! -“Bu kitap çoğu insanın hayatını değiştiren kitap, nasıl aldın bu kitabı” diye sordu. Şaşırdım ama cevap verdim. – “Kardeşimin önerisiyle okumaya başladım, ona da üniversiteden bir arkadaşı önermiş” dedim. -“Kitabı okumuşsunuz sanırım?” diye de ben soru sordum adama. -“Evet şu an son çıkan kitabı elimde” dedi ve elinde önceden görmediğim kitabı gösterdi.” Stephen R. COVEY, benim okuduğum Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı kitabı onda ki de 8. Alışkanlık Bütünlüğe Doğru. – “Benden daha önce özelleştirmişsinizdir hayatınızı” dedim. – “Hepimizin hayatında düzeltilmesini istediğimiz yerler vardır. Ancak çoğumuz böyle gelmiş böyle gider diyerek devam eder hayatına. Kendilerini zayıf bir karakter özelliğine sahip olarak algılamayı reddederler ayağıma fırsat gelirse kaçırmam deyip oturur beklerler. Ama kitap önce kendinin efendisi olmayı daha sonra karşılıklı bağımlılıkla sürekli yenilenme alışkanlığını sunuyor.” -“Bende o sırada karşılıklı bağımlılıkla ilgili bir bölüm okuyordum.” dedim ve adama gösterdim. Şöyle yazıyordu: “Pek az anlaşılan karşılıklı bağımlılık kavramı, birçok kişi için bağımlılıkla eş anlamlıdır. Bu nedenle insanların çoğu zaman bencil nedenlerle eşlerini, çocuklarını terk ettiklerini ve her türlü toplumsal sorumluluktan kaçtıklarını görüyoruz. Bütün bunları bağımsızlık adına yapıyorlar. Sonuçta insanların “prangalarından kurtulmak”, “özgür” olmak, “kendilerini kanıtlamak” ve “bildiklerini okumak” gibi tepkileri, çoğu zaman, başkalarının zayıflıklarının duygusal yaşamamızı mahvetmesine izin vermek, denetleyemediğimiz olaylar ve insanlar tarafından mağdur edildiğimizi hissediyoruz.” diye yazıyordu. Bu kısım beni etkilemişti. Neden bir başkasının karaktersizliği hakkı olmayan başka bir insanın kalbini kırıyor? Bu bir suç, bence bununla ilgili bir kanun çıkarılmalı bu tip insanlar cezasız dolaşmamalı. Stephen R. COVEY’ in kitaplarını okuma cezası verilebilir gayet. Bu arada adamla aynı yerde iniyoruz. Ben merkeze girdim. Yarım saat kadar sonra aşağıdan çağrıldım.

Müdür Yardımcısı beni çağırmıştı. İçeride iki müdür yardımcımız ve o adam duruyordu. Müdür Yard: -“Bu Bey İstanbul’ un yerel kanalı A’ da program sunucusu. Sizden diksiyon dersi alabilir mi? diye size sormak istedik hocam” dedi. – “Benim bu konuyla ilgili bir ilgim yok ki, beni neden düşündünüz ayrıca merak ettim” dedim. Bu şekilde sohbet ilerlemeye devam etti. Sonuçta benim öyle bir ders veremeyeceğim anlaşıldı. Ama benim dikkatimi çeken doğanın nasıl ilginç bir çekimi olduğu. Tanımadığımız milyonlarca insan var. Bir şekilde nasıl oluyorsa bunlardan biriyle karşılaşıyor tesadüfler peşini bırakmıyor. Hayat sürprizlerle dolu, iyisiyle de kötüsüyle de. 

Merkezdeki günüm bitti, yine yokuşlu yollar ve ben, artık bizimle birlikte sıcacık hava ve daha coşkulu günler var. Evet bahar geldi, hoşgeldin bahar, geç geldin, seni ne kadar özlediğimi her sabah kuşların şen cıvıltısıyla anlıyorum. Yarın güzel güne, bahara…

%d blogcu bunu beğendi: