Senin Renklerin Nedir?

Posts tagged ‘mutluluk’

Mutluluk Bazen Bir Isırıkta


Kırmızı, sulu bir ısırık… Ağıza gelen o ilk tatlılık, yumuşak dokunuşlarla çiğnediğin ve ardından içini serinleten elma! İş yerinde kendine ara verdiğin anda, öğle arası arkadaşlarınla muhabbette, akşam televizyonun karşısında ya da kitap okurken yaşayacağın bir keyif…

Başka bir keyife hazır mısın? Önce paketini yavaşça açarsın, ağzını yaklaştırıp bir ısırık koparırsın, ağzında erir ve erir. O eridikçe ardından bir ısırık daha koparmak istersin. Bir anlığına uzaklaşırsın her şeyden o zevki yalnız yaşamak istersin. -Çikolata- neli olursa olsun ayrı bir hava verir sana. Tekrar mı? Hayır diyemezsin yaşamak istersin…

Şimdi benim için en vazgeçilmez tatlarımdan biri geliyor… Annenin yaptığı her zaman en iyisidir en lezzetlisidir. Tencere ocakta kaynar durumda, dinler misin hiç bunu? Elini daldır hiç düşünmeden! At ağzına ard arda iki tane. Yetmedi iki tane daha! Nar ekşisini, salçasını, etini umarsızca hissedersin. Dilin mi yanmış umarsızca hissetmezsin. İşte yaprak sarması. Sofraya gelene kadar sizin gibi evde bu şekilde davranan varsa yarılanmış bir şekilde tabakta bulur kendini…

Genellikle insanımızın sofrasından eksik olmamasını istediği bir lezzete doyuracağım seni. Kokusu sen daha eve varmadan bulur seni. Masada mezeler, içecekler, en güzeli de bugüne özel sumaklı soğan salatası. Balkonda başında durur baban -bu işi iyi bilen-, ve balkon kapısı açıldığı an odayı bir duman alır. Geliyor kıyma ile kuşbaşı karışık! Gözler şişlerin üzerinde. Sofraya konuyor, kendimizden geçiyoruz. Arkadan Türk Sanat Müziği’ nden nağmeler…

İşte benim müziğim, işte benim şarkım, işte benim sözlerim oluyor bir ısırık bazen. Sevdiklerinizle keyifli bir sohbetle tamamlıyor kendini yada kendinizi dış etkilerden soyutlayıp dinlemeyle. O saadete verin kendinizi. Yaratmak sizin elinizde.

Bu akşam elmam benimle kitabımın en can alıcı anında bana ortak olacak. Siz ne istersiniz? Portakal, nar, muz?…

Mutluluk Bazen Bir El Arabasını İtmede

Bugün kurs verdiğim merkezden dönerken her zamanki gibi eve yürüyerek mi gitsem yoksa hemen yanımdan geçen minibüse mi binsem diye düşünürken kendimi yürümeye -aslında bacaklarım- çoktan karar vermiş buluyorum.

Ara sokaklardan yürüdüğüm için eve dönüş yolum biraz engebeli kâh yokuş çıkıyorum kâh yokuş iniyorum. Sırada ikinci o en dik yokuşumu çıkmaya başlamışken, bir el arabası çeken eskici gördüm. El arabasının üzerinde ağır yükler vardı belli. O dik yolu nasıl çıkacak diye izlemeye başladım. İçimden mümkün değil burayı çıkması diyordum, geri dönüp yolunu uzatarak geçmeli karşı caddeye. Ama pek geri döneceğe benzemiyordu, ittikçe itiyordu tam da ağır ağır ilerlemeye başlıyordu ki gücü yetmeyip geri kayıyordu. Bu adama yardım etmeli ama nasıl diye düşünmeye başladım. Kendime güvenmiyordum: “Sizinle birlikte yukarı doğru itebilir miyim?” demeye. Benim gücüm yetmez diye düşünüyordum. Derken yoldan bir genç geçiyordu ve: – “Şu adama yardım edelim mi” diye sordum. Genç çocuk önce ne dediğimi pek anlayamadı, yineledim sözümü. Omzunu silkerek: – “Olur” dedi. Adamın yanına gittik ve: – “Birlikte itelim” dedik. Adam bize öyle bir baktı ki gözlerinden belliydi bize şükrettiği. Altı kol bir gayretle itmeye başladık, ben ellerimi kaldırdım bir ara, durakladıklarını farkettim. Sevindim, gülümsedim gizlice, kol kaslarım sandığım kadar güçsüz değilmiş. Çıktık yavaşça düzlüğe, çektik ellerimizi arabadan. Adam bize gülümseyerek – “Sağolun, bugün karıma anlatacağım sizi.” dedi ve uzaklaştı.

Ben de yoluma devam ettim, sırada üçüncü yokuş vardı ama düşünmüyordum bunu da rahat bir şekilde yürüyeceğim nasılsa.

Farkında değiliz belki ama hayatta da sürekli dik yokuşlarla karşılaşıyoruz. Kimi zaman yalnız yürüyoruz kimi zaman da yanımızda yardım edebilecek birini bekleyerek. Elbette tek başına o yolu aşmak güzeldir, sana kendini tanıma imkanı verir. Güç katarsın benliğine. Ama bazen öyle bir yük biner ki üstünüze yalnız aşmak mümkün değildir. Yanınızda size destek olacak, sizi anlayacak birilerini ararsınız. Emin olun ki o kişiler aslında hep yanınızdaki kişilerdir. O anı bekliyorlardır. Size bu yükü birlikte taşımak için hazır olduklarını gösterecekleri anı. Böyle insanlar varsa çevrenizde sizden özeli yoktur. O özelliği siz kazanmışsınızdır. Karakteriniz bunu sağlamıştır. Stephen R. Covey: “Tekniğe hayat veren tek şey temeldeki iyiliktir.” sözüyle gayet iyi anlatmış. Unutmayın siz buna değersiniz.

%d blogcu bunu beğendi: